DUYURU / HABER

Kurtların İnsanlarla Dansı

Kaynak: Işıl Öz, T24.

wolf-62898_1920

Zürih Üniversitesi’nde popülasyon ekolojisi alanında araştırmalarını sürdüren Doç. Dr. Arpat Özgül’ün ekibi kurtların insan coğrafyasında yaşayabileceği alanları belirlemek için sosyo-ekolojik bir yöntem geliştirdi. Kurtlara uygun ekolojik koşulları ve kurtların nerelerde insanlar tarafından kabul edildiğini incelemek için hem ekolojik hem de sosyolojik bileşenleri içeren yöntem oldukça ilgi çekti.

Yoğun ormanlarla kaplı olan İsviçre’nin üçte birinin kurtlara ekolojik açıdan uygun yaşam alanları sunduğunu, ancak yerel halkın kurtları kabul ettiği alanların çok sınırlı olduğunu söyleyen araştırma ekibinin çalışmasına göre, uygun çevre koşullarının ve insanların kurtlara karşı olumlu tutumunun örtüştüğü bu sınırlı bölgeler, kurt popülasyonunun devamı için kilit öneme sahip.

Yaptıkları açıklama şöyle:

“19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’nın büyük bir bölümünden silinen kurt popülasyonu, yasal koruma programları sonucu tekrar eski yaşam alanlarında çoğalmaya başladı. Batı Avrupa’nın en yüksek coğrafyası olan İsviçre’deki kurt yayılımı, ekolojik koşulların uygunluğuna rağmen, Avrupa’nın diğer bölgelerine göre büyük ölçüde yavaş. Bunun önemli bir sebebi yöredeki insanların kurtlara karşı olumsuz tutumu.”

arpat-tr
Kurtların sosyoekolojik uygunluk haritası, ekolojik uygunluk ve insan kabul haritalarıyla oluşturuluyor. (siyah renk uygun alanları gösteriyor.)
İsviçre coğrafyasının kurtlar için ekolojik uygunluğunun belirlenmesinde ülke çapında bir coğrafi bilgi sistemi modeli kullanan araştırma ekibi, yerel halkın kurtlara karşı yaklaşımını belirlemek için de detaylı bir anket çalışması gerçekleştirdi. Rastgele seçilen on bin vatandaşa postayla gönderilen ankete, üçte bir oranında katılım gerçekleşti. Anketlere verilen yanıtları coğrafi bilgilerle birleştiren araştırmacılar bir “kurt kabul haritası” oluşturdu. Bu sosyolojik haritaya göre: dağlık kesimlerde ve özellikle küçükbaş hayvancılığın yoğun olduğu yerlerde kurt karşıtlığının arttığı; kurtların yaşam alanlarından uzak ve daha yoğun nüfuslu bölgelerde ise kurt karşıtlığının azaldığı görüldü. Halkın kurt karşıtlığının ana sebebi, kurtların insanlar için tehlikeli, hayvancılık ve yabanhayat için de zararlı olarak algılanması. Genç katılımcılar ve kurtların ekosisteme faydası olduğunu düşünen katılımcılar kurtlarla beraber yaşamaya daha olumlu bakıyorlar.

Makalenin başyazarı, yüksek lisans öğrencisi Dominik Behr, “Sosyolojik kabul haritamızı, yaşam alanı uygunluk haritasıyla örtüştürdüğümüzde, İsviçre coğrafyasının yalnızca yüzde altısının olumlu çevre ve sosyolojik koşullara sahip olduğunu gördük. Bu oran, ülke coğrafyasının ekolojik uygunluğu göz önüne alınırsa oldukça düşük.” dedi.

Araştırmanın danışmanı ve etobur ekolojisi uzmanı Dr. Gabriele Cozzi, ekip tarafından hazırlanan sosyoekolojik haritanın, kurt ve yerel halk arasındaki önemli çatışma bölgelerinin tanımlanmasını da sağladığının altını çizdi: “Örneğin, hangi bölgelerin kesintisiz bir kurt habitatı için önemli olduğunu ve bu bölgelerde çevre eğitimi ve ekonomik destek programlarının hangi konulara ağırlık vermesi gerektiğini gösteriyor. Olumlu çevre koşulları ve halkın olumlu tavrının örtüştüğü bölgeler, kurt popülasyonunun kısa vadede başarılı bir şekilde büyümesi için kilit bölgeler. Haritamızın gösterdiği önemli boşluklar ise – örneğin potansiyel koridor bölgeleri – kurt popülasyonunun kazanımına yönelik sosyoekolojik yönetim planlarının hedeflemesi gereken bölgelerdir.”

20170227234421_gabriele-cozzi-dominik-behr
Gabriele Cozzi ve Dominik Behr sosyoekolojik haritayı incelerken (Fotoğraf: Arpat Özgül)

“İnsan coğrafyası ile doğal alanlar git gide daha fazla çatışıyor”

Popülasyon Ekolojisi Araştırma Grubu’nun başındaki Doç. Dr. Arpat Özgül ise, bir bölgenin herhangi bir tür için uygunluğunu belirleyen ekolojik etkenleri kestirmenin nispeten kolay olduğunu, ancak, insan coğrafyası ile doğal alanların git gide daha fazla çatıştığını ifade etti. Bu yüzden, yerel halkın tutumunun ekolojik uygunluğu nasıl etkilendiğinin de dikkate alınması gerektiğini belirtti: “Bu yaptığımız araştırma, ekolojik ve sosyolojik etkenleri birleştirmenin etkin bir yolunu gösteriyor.”

Özgül için araştırmanın en ilginç yanlarından birisi halkın anketlere katılım oranının yüksekliği:

“Posta yoluyla yaptığımız bu anket çalışmasına hem kurt-severlerden, hem de kurt karşıtlarından çok yüksek bir oranda katılım gerçekleşti. Normalde bu tür bir çalışmaya yüzde 5-10 civarında katılım beklenirken, anket gönderdiğimiz her üç kişiden birisinin cevap vermiş olması, İsviçrelilerin kendi hayatlarını ve çevrelerini etkileyen konularda ne kadar aktif rol aldıklarını gösteriyor.”

Yöntem Türkiye’de de kullanılabilir mi? 

Tabii ki. Yeterli katılım sağlanırsa, benzer çalışmalar Türkiye’de insan-yabanhayat çatışmasının olduğu bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerde etkili çevre yönetimi ve eğitim programlarının oluşturulması için de kullanılabilir.

Not: Bu yazı, Işıl Öz’ün T24‘teki haberinin Türkçeleştirilmiş haritalı halidir.

Zorunlu Eğitim Müfredatında Evrimsel Biyoloji Konusunun Gerekliliği Hakkında

ZORUNLU EĞİTİM MÜFREDATINDA EVRİMSEL BİYOLOJİ KONUSUNUN YER ALMASININ VE KAPSAMININ ARTIRILMASININ GEREKLİLİĞİ HAKKINDA

Ekteki rapor dosyasında yer alan metin, ilköğretimde Fen ve Teknoloji ile ortaöğretimde Biyoloji dersleri müfredatlarında evrimsel biyolojinin yer almasının ve ayrıntılı olarak işlenmesinin neden gerekli olduğunu açıklamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından duyurulan 2017-2018 Biyoloji ortaöğretim taslak öğretim programında evrimsel biyoloji konusunda tespit etmiş olduğumuz eksikliklerden yola çıkarak hazırlanmıştır. Metinde ve ekinde, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin (İngiltere, İran, Finlandiya vd.) biyoloji müfredatlarında evrim konusunun Türkiye’den çok daha kapsamlı bir biçimde işlendiği ortaya konmuştur. Türkiye’de evrimsel biyoloji konusunda araştırmalar gerçekleştiren bilim insanlarının, evrimsel biyoloji konusunun ilköğretim ve ortaöğretim derslerinde güncel bilgiler ışığında ne şekilde yer alması gerektiği konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’na ve ilgili kurullarına her türlü desteğe hazır olduğu vurgulanmıştır.

Rapor üzerindeki çalışmalar devam etmekte olup, dosyanın önümüzdeki aylarda güncellenmesi beklenmektedir.

Rapor dosyası

Evrim Konusunun Ortaöğretim Müfredatından Çıkarılması Hakkında Açıklama

Evrim konusunun ortaöğretim müfredatından çıkarılması hakkında açıklama

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ve ders kitaplarının müfredatı konusunda belirleyici olacak 2017-2018 taslak öğretim programında, daha önceki öğretim programında yer alan “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” başlıklı ünitenin kaldırılmış olduğunu üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Eskiden beri yetersiz bir içerikle öğretilmekte olan biyolojik evrim kuramının, daha kapsamlı bir şekilde verilmesi yerine, müfredattan çıkarılmasını vahim bir hata olarak görmekteyiz. Yurtiçi ve yurtdışında ekoloji ve evrimsel biyoloji konularında çalışmalar yürüten ve çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bilim insanlarının oluşturduğu akademik bir dernek olarak, bu konudaki hassasiyetimizi Türkiye Cumhuriyeti kamuoyu ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile paylaşmak istiyoruz.

Canlılığın tarihi ve değişim mekanizmalarını inceleyen evrimsel biyoloji, canlı sistemlerin işleyişini anlamak için bilim insanlarının elindeki temel araçlardan birisidir. Bu konu gelişmiş ülkelerin eğitim müfredatlarında ilköğretim sınıflarından itibaren kapsamlı bir içerik ile yer almaktadır. Ayrıca yeni taslak programın hazırlanmasında benimsendiği belirtilen Finlandiya öğretim modeli ile karşılaştırıldığında evrim öğretimi konusunda gerekli içerik ve kapsamın ihmal edildiği göze çarpmaktadır. Eğer önerildiği gibi lise son sınıf biyoloji dersinin müfredatından “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” başlıklı ünite kaldırılır ve bu konuda yetersiz içeriği ve eğitim kazanımları olan “Canlılar ve Çevre” ünitesi ile yetinilir ise Türkiye’de öğrencilerin yaşamın tarihi ve evrimsel biyolojiyi öğrenemeden liseden mezun olmaları söz konusu olacaktır. Bu durum yeni nesillerin yaşam bilimlerini eksik ve yanlış kavramasına, toplumda bilimsel okur-yazarlığın iyice zayıflamasına yol açacaktır. Günümüzde tarımdan nanoteknolojiye, tıp ve eczacılıktan doğanın korunmasına kadar birçok alanda katma değeri yüksek buluşlar, evrimsel biyolojinin bulgularına dayanmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin yaşam ve sağlık bilimleri alanlarında ilerlemesi de ancak kuvvetli bir evrim eğitimi ile mümkündür.

Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Derneği olarak, söz konusu müfredat taslağındaki bu vahim hatadan geri dönülmesi, aksine yeni müfredatta evrimsel biyoloji ünitesinin uluslararası biyoloji eğitimi standartlarına uygun biçimde geliştirilerek yer alması konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve ilgili alt birimlerini göreve çağırıyoruz. Dernek üyesi olan evrimsel biyolog ve ekolog uzmanlarımızın Bakanlık ve Talim Terbiye Kurulu’nun ilgili personeline bu konuda her türlü desteği vermeye hazır olduğunu da bildiririz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.